Bayram POMAK
Rusya’nın Kosova’ya yönelik dezenformasyon faaliyetlerinin temel hedeflerinden biri, ülkedeki etnik milliyetçilikleri körükleyerek toplumsal kutuplaşmayı artırmak ve etnik gerilimleri çatışma boyutuna taşımaktır. Bu bağlamda yürütülen propaganda yalnızca yalan haber üretimi ve dezenformasyonla sınırlı olmayıp, daha geniş ölçekli ve sistematik bir stratejik yönlendirme sürecinin parçası olarak ele alınmalıdır. Konunun kapsamlı biçimde analiz edilmesi; kullanılan araçların, aktörlerin ve hedeflenen sosyo-politik sonuçların derinlemesine araştırılmasını gerektirmektedir.
Rusya bu propaganda faaliyetlerini çoğunlukla merkezleri Sırbistan’da bulunan veya Sırbistan üzerinden etkili biçimde faaliyet gösteren Telegram kanalları, Russia Today (RT) ve Sputnik gibi medya ağları üzerinden yürütmektedir. Bu ağlar aracılığıyla üretilen içeriklerin ana amacı, Kosova’yı uluslararası kamuoyu nezdinde “başarısız devlet” olarak göstermek ve özellikle Sırp azınlığın haklarının korunmasında Kosova kurumlarının yetersiz kaldığı algısını güçlendirmektir. Bu “başarısızlık” anlatısı, yalnızca dış kamuoyunu değil, Kosova toplumunu da hedef alan psikolojik ve siyasal bir etki üretmektedir.
Bu propagandanın en sık kullanılan temalarından biri, ülkede silahlı çatışmanın yakın olduğu ve etnik bir çatışmanın kaçınılmaz hale geldiği yönünde korku iklimi oluşturmaktır. Çoğu zaman küçük ölçekli olaylar veya münferit güvenlik vakaları abartılarak servis edilmekte; bu olaylar üzerinden toplumsal huzursuzluk tetiklenerek “güvenlik krizi” algısı yaygınlaştırılmaktadır.
Bu dezenformasyonun tarihsel etkileri de göz ardı edilemez. Kosova’da 2004 yılında yaşanan ve 20 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda çok sayıda kişi yaralanmış, bazı kiliseler yakılmış, toplumda derin travmalar oluşmuştur. Söz konusu olayların tüm yönleriyle aydınlatılmamış olması, propaganda savaşını besleyen önemli unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Ayrıca bu süreç Kosova’yı uluslararası toplum karşısında zor duruma düşürmüş ve bağımsızlığın ilanı birkaç yıl daha gecikmiştir.
Özellikle Kosova’nın kuzeyindeki hassas demografik yapı nedeniyle, bu bölge merkezli propaganda faaliyetleri etnisiteler arası çatışma riskini artırmaktadır. Nitekim Kosova Özel Savcılığı son yıllarda bu tür faaliyetlere karşı daha özel önlemler almış; bazı soruşturmalar yürütmüş ve tutuklamalar gerçekleştirmiştir.
Rusya’nın Sırpça yayın yapan medya organlarının Kosova bağlamında sıklıkla kullandığı kavramlardan biri de “Oluja”dır. “Oluja”, Hırvatistan’ın 1995 yılında gerçekleştirdiği ve Sırp nüfusun bölgeden çıkarılmasıyla sonuçlanan askerî operasyonun adıdır. Sırbistan bu terimi “etnik temizlik” olarak tanımlamakta ve Kosova’daki propaganda faaliyetlerinde bu kavram üzerinden Kosova Sırplarında korku yaratmayı hedeflemektedir. Bu söylem aracılığıyla Kosova’da da benzer bir “Oluja”, yani bir etnik temizlik operasyonu hazırlığı yapıldığı algısı işlenmekte; ardından bu propaganda Sırp siyasetçileri ve sosyal medya ağları üzerinden büyütülmektedir. Nitekim Sırbistan bu tür dezenformasyon söylemlerini gerekçe göstererek NATO’dan Sırp askerî birliklerinin Kosova’nın kuzeyine girmesi yönünde talepte bulunmuş ve bu iddiaları bir dayanak olarak ileri sürmüştür.
Bu tür dezenformasyon kampanyalarının işleyişi genellikle şu aşamalardan oluşmaktadır: Önce yoğun bir propaganda dalgası ile psikolojik zemin hazırlanmakta, ardından kurumlara yönelik güvensizlik artırılmakta ve nihayetinde hedeflenen siyasal sonuçlara ulaşmak için toplumsal algı manipüle edilmektedir.
Bu mekanizmanın en somut örneklerinden biri Ekim 2023’te Kosova’nın kuzeyinde gerçekleşen Banjska saldırısı sürecinde görülmüştür. Saldırının ilk saatlerinde Sırp medyasında dikkat çekici bir suskunluk gözlemlenmiş, erken dönem haberlerde ise kuzeyin kontrolünün KFOR tarafından ele alındığı yönünde ifadeler yayılmıştır. Bu tür bir anlatı Kosova kurumlarının kuzeyde otorite kuramadığı ve başarısız kaldığı algısını beslemekteydi. Bu içerikler kısa süre içerisinde Arnavutça mecralarda da yayılmaya başlamıştır.
Saldırının ilerleyen saatlerinde ise özellikle sosyal medyada kaynağı belirsiz Arnavutça içeriklerin yoğun şekilde yalan haber servis ettiği görülmüştür. Örneğin, olayda ölü sayısının 100’ün üzerinde olduğu iddiası veya saldırganların “iyi eğitilmiş silahlı yapılar değil, bölge halkı” olduğu yönündeki söylemler bilhassa öne çıkarılmıştır. Bu dezenformasyonu yayan kaynaklardan birinin Arnavut bir influencer olduğu, daha sonra ise bu kişinin Sırp paralel yapılarından ödeme aldığı anlaşılmıştır.
Banjska saldırısı öncesinde Sırbistan’ın süreç için psikolojik ve söylemsel altyapı oluşturduğu da değerlendirilmektedir. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in bir yıl önce parlamentoda yaptığı bir konuşmada Kosova’nın kuzeyinde üniformalı Sırpların bulunduğunu ve halkın, kadınların ve çocukların bu kişileri gördüklerinde sevindiğini ifade etmesi; bu kişilerin “özgürlük getireceği” yönündeki söylemleri, propaganda hazırlığı olarak okunabilecek niteliktedir.
Tüm bu propaganda faaliyetlerinin ortak hedeflerinden biri, Kosova’da birlikte yaşamın mümkün olmadığı algısını kalıcı hale getirmektir. Bu durum toplumsal bütünleşmeyi zayıflatmakta, kurumların meşruiyetini aşındırmakta ve etnik gerilimleri stratejik bir baskı unsuruna dönüştürmektedir.
Kosova adalet organları bugüne kadar bazı Sırp istihbarat unsurlarını tutuklamış olsa da, dezenformasyon ağlarının tüm yapısına ve finansal/siyasal bağlantılarına tam anlamıyla ulaşılabilmiş değildir.
Buna ek olarak, 2018 yılında ortaya çıkarılan bir başka olay, provokasyonun yalnızca medya üzerinden değil, terör örgütleri üzerinden de araçsallaştırılabileceğini göstermektedir. Kosova Özel Savcılığının hazırladığı dosyalara göre IŞİD içerisinde “Ebu Ahmed” adlı bir kişi, Kosova’da etnisiteler arası çatışma çıkarabilecek bir saldırı planı oluşturmuştur. Bu plan kapsamında Vidovdan (Kosova Savaşı’nın yıldönümü ve Sırplar için sembolik gün) sırasında Sırp Ortodoks Kilisesi’ne ve Sırpların yoğun yaşadığı bölgelerdeki bazı eğlence mekânlarına saldırı düzenlenmesi hedeflenmiş; saldırıda IŞİD’li Arnavut unsurların da yer aldığı tespit edilmiştir. Dosyada, bu planın finansmanında Kırgızistan ve Rusya kaynaklı fonların bulunduğu, Almanya’da Moskova bağlantılı bir kişiden 9 bin avro temin edildiği belirtilmiştir. Bu saldırılarla amaçlanan, toplumda etnik gerginliği tırmandırmak ve kontrol edilemez bir çatışma sürecini tetiklemekti. Özel Savcılığın dosyasında bu süreç belgelenmiş; olayın içerisinde bulunan kişiler yargılanmış ve cezalandırılmıştır.
Sonuç olarak Rusya’nın Kosova’ya yönelik dezenformasyon faaliyetleri, yalnızca bilgi kirliliği değil; siyasi hedefleri olan, çok katmanlı ve uzun vadeli bir “algı savaşı” niteliği taşımaktadır. Bu propaganda; toplumda korku, belirsizlik ve güvensizlik üretmeyi, kurumların meşruiyetini zayıflatmayı ve Kosova’nın uluslararası alandaki konumunu tartışmalı hale getirmeyi hedefleyen stratejik bir müdahale alanıdır.
