Dünya şu sıralar inanılmaz bir gürültü içinde. Bir tarafta savaşlar patlıyor, diğer tarafta kripto piyasaları çöküyor, her gün yeni bir skandal ortaya saçılıyor. Haber akışına bakınca insanın başı dönüyor. Her şey aynı anda oluyor gibi.
Ama insan ister istemez şu soruyu soruyor: Acaba bütün bu gürültü, çok daha büyük bir şeyden dikkatimizi kaçırmak için mi?
Çünkü biz gündelik kaosla meşgulken, isimleri lazım değil, büyük teknoloji babaları pupet hükümetler eliyle sessiz sedasız hayatımızı kökten değiştirecek bir sistemi inşa ediyor olabilir? Mesela: dijital kimlik sistemi.
Kağıt üzerinde kulağa oldukça “modern” geliyor. Tek bir dijital kimlik. Tek bir kart ya da uygulama. İçinde her şey var: kimliğiniz, telefonunuz, banka hesabınız, sağlık geçmişiniz, hatta tapu kayıtlarınız bile. Her şey tek bir sistemde toplanıyor. Üstelik blockchain gibi değiştirilemez bir teknolojide saklanıyor.
Temiz. Basit. Pratik.
İlk bakışta kim itiraz eder ki?
“Cüzdan taşımayacaksın, kimlik kaybetmeyeceksin, her şey telefonunda.”
Harika bir pazarlama cümlesi.
Ama işte mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü rahatlık çoğu zaman kontrolün kapısını açar.
Bu sistemin ikinci ayağı olarak konuşulan şey ise programlanabilir para.Bugün kullandığımız dijital bankacılıktan farklı bir şey. Bu para sadece “para” olmayacak. İçinde kurallar olacak.
Yani teorik olarak bir gün şu mümkün olabilir: Paranız sadece belirli bölgelerde harcanabilir, belirli ürünleri satın alamayabilirsiniz, sosyal medyada birine ya da bir topluluğa karşı “yanlış” bir şey söylerseniz harcama limitiniz kısıtlanabilir, elektrikli aracınızın ne kadar yol gideceği bile sınırlandırılabilir, beklide yiyeceğiniz kebap çeşidi için bile size karışılacak?
Kulağa biraz bilim kurgu gibi geliyor ama teknoloji buna çoktan hazır. Üstelik bu sisteme insanları zorla sokmalarına da gerek yok. Çünkü muhtemelen şöyle olacak:
2027 ile 2030 arasında birçok ülkede evrensel temel gelir gibi projeler konuşuluyor.
Devlet size “ücretsiz para” verecek.
Ama küçük bir şartla.
Dijital kimliğe kaydolmanız gerekecek.
Birçok insan da doğal olarak diyecek ki:
“Bedava para mı? gönder gelsin abi…”
Ve o an belki de farkında olmadan özgürlüğümüzün ya da şöyle mi demem gerek “ozgürciğimizin…” küçük bir parçasını daha teslim etmiş olacağız.
İlginçtir, dünyanın en zengin insanları bu ihtimali çoktan ciddiye almış gibi görünüyor. Son yıllarda milyarderlerin devasa araziler satın aldığını görüyoruz. Çiftlikler, taşınılmaz mülkler, kendi enerji sistemleri… vb.
Çünkü gerçek özgürlük bazen çok basit bir şeydir: Kendi toprağın, kendi enerjin, kendi üretimin.
Kendi kendine yeten bir insanı kontrol etmek zordur.
Oohhhh be yine içim karardı e peki ben sıradan bir vatandaşım ne yapabilirim ki?
Her şeyden önce nakit parayı kullanmayı bırakmamak gerekiyor. Çünkü nakit, şu anda elimizde kalan son anonim ödeme biçimi. Her kart dokunuşu, her telefon ödemesi aslında sistemin veri tabanını büyütüyor.
İkinci mesele: borç. Çünkü borçlu insan en kolay yönetilen insandır. Faiz oranlarıyla, banka kurallarıyla, kredi sistemleriyle.
Üçüncüsü ise pratik hayat becerileri. Kendi yemeğini yapmak, bir şeyi tamir edebilmek, küçük bir bahçe yetiştirebilmek, biraz toprak işleyebilmek, mesela küçük yada büyükbaş hayvan bakabilmek. Bunlar romantik hobiler değil, gelecekte stratejik beceriler olabilir.
Ve belki de en önemlisi: komşuluk. Gerçek bir mahalle, gerçek bir topluluk, merkezi sistemlere karşı en güçlü sigortadır. Çünkü dijital dünya ne kadar merkezi olursa olsun, insanlar hâlâ sokakta, mahallede, pazarda yaşıyor.
Şu anda belki de kısa bir zaman penceresindeyiz. Bu sistem gerçekten kurulacak mı, nasıl kurulacak, ne kadar ileri gidecek — bunların hiçbiri kesin değil. İngiltere hükümeti hali hazırda bu sisteme geçmeyi planlıyor hatta Birleşik Britanya Karlığı parlamentosunda bu epeyce tartışıldı, insanlar buna karşı, online birçok anket yapıldı ve 3 mln yakın İngiliz açıkça bu sisteme geçmek istemediğini resmi anket sitesinde beyan etti ama hükûmet hala diretiyor… tek gerekçeleri: “Bu Parlamento döneminde dijital bir kimlik sistemi uygulamaya koyacağız. Bu sistem, yasa dışı göçle mücadeleye yardımcı olacak, devlet hizmetlerine erişimi kolaylaştıracak ve daha geniş kapsamlı verimlilik sağlayacaktır. Ayrıntılar hakkında yakında istişarelerde bulunacağız.” Ama hiçbir karşı soru veya güvenlik sorusuna cevap vermiyorlar…
Ama kesin olan bir şey var: Özgürlük çoğu zaman büyük bir patlamayla değil, küçük kolaylıklarla yavaş yavaş elden gider. Bugün “ne kadar pratik” dediğimiz şey, yarın “ne kadar bağımlıyız” sorusuna dönüşebilir.
Belki de asıl soru şu: Cüzdanımızı kaybetmemek için mi uğraşıyoruz, yoksa özgürlüğümüzü mü?
Berk Kyçyk
