2026-01-27
Trebinje’de Vaftiz Olayı: İnanç Özgürlüğü mü, Sessiz Bir Misyonerlik Operasyonu mu?
Türkçe haber analiz: M.Tevfik Yücesoy
Bosna-Hersek kamuoyunda yankı uyandıran dikkat çekici bir olay, 25 Ocak 2026 tarihinde Trebinje’de yaşandı. İstanbul’dan gelen bir anne ve iki kızı, Trebinje’deki Hrupjela semtinde bulunan ‘Başmelekler’ Ortodoks Kilisesi’nde vaftiz olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etti.
ATV’nin aktardığı bilgilere göre, Türkiye kökenli üç kadın, vaftiz töreniyle birlikte isimlerine İncil kökenli Ortodoks isimler ekledi. Buna göre yeni isimleri şu şekilde oldu:
• Ana Merve Derya
• Mariya Ayşe Nulia
• Jelisaveta Reyhan
Kadınların daha önce Hristiyan literatürü okudukları ve bu süreçte Ortodoks inancına ilgi duydukları belirtildi. Aile, Trebinje’ye ilk olarak geçen yıl babanın iş bağlantıları nedeniyle gelmiş, bu yıl ise şehri sevdikleri için turistik amaçla tekrar ziyaret etmişti. Trebinje’de birkaç haftadır bulunan aile, 15 Şubat’a kadar şehirde kalmayı planlıyor.
Vaftiz töreni, Ortodoks geleneğine uygun şekilde litürjik olarak gerçekleştirildi. Töreni papaz Velimir Kovač yönetti; vaftiz anneliğini ise Jadranka Popić üstlendi.
Ayinde konuşan Papaz Kovač, kilisenin “göksel krallığın bir ikonu” olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Tanrı’nın krallığında, Sırp ile Türk arasında bir fark yoktur. Vaftiz, Mesih’te yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu, cemaatimiz için büyük bir sevinçtir; çünkü vaftizi burada, bizimle birlikte ibadete katılarak seçtiler.”
Vaftiz edilen üç kadın, aynı gün ilk kez ayine katılarak komünyon aldılar.
Olay, Bosna-Hersek’te özellikle dini ve toplumsal hassasiyetler açısından farklı çevrelerde tartışmalara yol açarken, bazı medya organları bunu “bireysel inanç tercihi” olarak değerlendirirken, bazı kesimler ise daha geniş sosyo-politik bağlamda ele alınması gerektiğini savunuyor.
Analiz:
Trebinje’de Vaftiz Olayı: İnanç Özgürlüğü mü, Sessiz Bir Misyonerlik Operasyonu mu?
M.Tevfik Yücesoy
Bosna-Hersek’in Trebinje kentinde üç Türkiyeli kadının Ortodoks kilisesinde vaftiz edilmesi, bazı medya organlarında “bireysel inanç tercihi” ve “hoşgörü örneği” olarak sunuldu. Oysa bu olay, yüzeyden bakıldığında masum görünse de, Balkanlar’ın uzun süredir maruz kaldığı sistematik misyonerlik faaliyetleri ve kimlik dönüştürme pratikleri bağlamında ele alındığında son derece problemli ve düşündürücüdür.
Bu hadise, yalnızca üç kişinin din değiştirmesi değildir. Zamanı, mekânı, dili ve sunuluş biçimiyle planlı bir algı üretiminin parçasıdır.
1. “İnanç Özgürlüğü” Söyleminin Ardındaki Gerçek
İslam, inançta zorlamayı reddeder:
“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256)
Ancak bu ilke, örgütlü misyonerlik faaliyetlerini meşrulaştırmak için kullanılan liberal bir kalkan değildir. İnanç özgürlüğü, bireyin vicdan alanıdır; fakat devletler, kurumlar ve dini yapılar eliyle yürütülen yönlendirme faaliyetleri, masum bir tercih olmaktan çıkar.
Trebinje örneğinde dikkat çeken hususlar şunlardır:
•Olayın medyatikleştirilmesi,
•“Türk”, “Türkiye kökenli”, “İstanbul’dan gelen” vurgusu,
•Yeni isimlerin özellikle kutsal kadın figürleri (Meryem, Elizabet, Hanna) üzerinden seçilmesi,
•Papazın vaazında “Türk–Sırp farkı yoktur” söylemiyle teolojik eşitlik değil, kültürel çözülme mesajı verilmesi.
Bu, bireysel bir iman yolculuğu değil, sembolik bir gösteridir.
2. Bosna-Hersek: Bitmeyen Misyonerlik Laboratuvarı
Bosna-Hersek, özellikle Dayton Anlaşması sonrası dönemde, Batılı misyoner örgütlerin ve Ortodoks yayılmacılığın açık sahası hâline getirilmiştir.
•Katolik misyonerlik Hırvat bölgelerinde,
•Ortodoks misyonerlik Sırp Cumhuriyeti (RS) bölgesinde,
•Protestan-evanjelik yapılar ise “insani yardım”, “psikolojik destek”, “entegrasyon” adı altında Müslüman nüfus üzerinde faaliyet yürütmektedir.
Trebinje’nin RS sınırları içinde olması tesadüf değildir.
Bu bölge, savaşta etnik ve dini temizlik görmüş, Müslüman varlığı büyük ölçüde tasfiye edilmiş bir alandır. Bugün yapılan ise silahla değil, ritüelle ve kamerayla yürütülen bir dönüşüm operasyonudur.
3. İslami Açıdan Mesele: Kayıp Sadece Bireyler Değildir
İslam açısından bir Müslümanın din değiştirmesi sadece kişisel bir trajedi değildir; ümmetin ilmi, ahlaki ve kurumsal zaafının göstergesidir.
Şu soruları sormak zorundayız:
•Bu insanlar İslam’ı kimden, nasıl öğrendi?
• Sahih bir İslami temsil noktasında neredeyiz?
•Neden Balkan Müslümanları ve Türkiye toplumu, inanç savunusunu sadece slogan düzeyinde bırakıyor?
4. Asıl Tehlike: Normalleştirme ve Sessizlik
Bu tür olaylar, “ne var canım, herkes istediği dini seçer” diyerek geçiştirildiğinde, birkaç yıl sonra zincirleme örnekler hâline gelir. Bugün üç kişi, yarın otuz, sonra “yeni bir toplumsal eğilim” başlığı…
Tarihte Endülüs böyle kaybedildi.
Balkanlar böyle çözülüyor.
Sessizlik, tarafsızlık değildir.
Sessizlik, teslimiyettir.
5. Sonuç: Uyanıklık, Bilinç ve Sahih Temsil
Bu olay bize şunu haykırıyor:
•İslam’ın sadece savunulması değil, dürüst sağlam bir şekilde yaşanması anlatılması gerekiyor.
•İslam dünyasına ve özelde Balkanlar’a sadece maddi yardım değil, irfan ve ilim gerekiyor.
•Tepkisel değil, stratejik bir bilinç gerekiyor.
Aksi hâlde bir gün uyanırız ve sorarız:
“Biz neredeydik?”
Ve cevap acı olur:
“Vardık ama yoktuk.”
