İSVİÇRE GAZETESİNDE ”SIRP DÜNYASI” ANALİZİ: ”SIRBİSTAN İSTİKRARSIZLIĞIN TEMEL KAYNAĞI, PLAN BOSNA HERSEK’İ YOK ETMEK”

Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlar devam ederken Batı Balkanlar’da hâlâ gerçek bir barışın tesis edilemediğini belirten Alman uzman Alexander Rhotert, İsviçre’nin önde gelen gazetelerinden Neue Zürcher Zeitung’da (NZZ) yayımlanan analizinde bölgedeki istikrarsızlığın temel kaynağının saldırgan Sırp milliyetçiliği olduğunu savundu.

“Balkanlar hâlâ ihmal edilen bir sorun bölgesi, Sırbistan temel istikrarsızlık unsuru olmaya devam ediyor” başlıklı yazıda Rhotert, eski milliyetçi anlayışın Belgrad’da varlığını sürdürdüğünü, Bosna Hersek’in istikrarı ve geleceğinin ise hâlâ ciddi tehdit altında bulunduğunu belirtti.

Rhotert’e göre bölgedeki istikrarsızlığın temelinde, eski Yugoslavya’da Sırpların yaşadığı bütün bölgeleri tek bir devlet altında birleştirmeyi amaçlayan saldırgan Sırp milliyetçiliği bulunuyor.

Bunun kısa vadeli bir plan olmadığını belirten Rhotert, onlarca yıla yayılan stratejik bir projenin yalnızca askerî yöntemlerle değil; propaganda, eski Yugoslavya’dan devralınan diplomatik araçlar ve Rusya ile Çin’le kurulan ittifaklar üzerinden esnek biçimde uygulandığını ifade etti.

Analizde, yazarın Aleksandar Vučić’in “ideolojik akıl hocası” olarak nitelendirdiği Aleksandar Vulin’in, “Sırp dünyası” projesinin hayata geçirilmesinin yıllar, hatta onlarca yıl sürebileceğine ilişkin açıklaması da hatırlatıldı.

Rhotert’e göre bu yaklaşım, Belgrad’daki siyasi aktörlerin zaman unsurunu Batılı demokrasilerden çok daha uzun vadeli şekilde hesapladığını gösteriyor.

Yazar ayrıca Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in “kışkırtma ve propaganda repertuvarını kusursuz biçimde kullandığını” ileri sürerek, Vučić’in 1998-2000 yılları arasında Slobodan Milošević hükümetinde Enformasyon Bakanı olarak görev yaptığını hatırlattı.

Bölgeyi rehin alma taktiği

NZZ’deki analizde, Vučić’in temel siyasi hamlelerinden biri olarak Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği’ne birlikte kabul edilmesini öngören “paket çözüm” önerisi gösterildi.

Rhotert, bu öneriyi bir şantaj girişimi olarak değerlendirdi. Sırbistan ve Bosna Hersek’teki Sırp Cumhuriyeti entitesinin giderek otoriterleştiğini; Belgrad’ın yargı, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele alanlarında gerilediğini belirten yazar, bu yaklaşımın Vučić’in reformlardan kaçınmasına ve bütün bölgeyi rehin tutmasına imkân vereceğini savundu.

Bosnalı Sırpların lideri Milorad Dodik’in de sahada benzer bir rol üstlendiğini belirten Rhotert, Dodik ve liderliğini yaptığı SNSD’nin Bosna Hersek’in Brüksel yolundaki ilerleyişini bilinçli olarak engellediğini ileri sürdü.

Yazar, Bosna Hersek’in bu nedenle AB Büyüme Planı’ndan bir milyar avronun üzerinde kaynak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının ve IPA fonları koordinatörünün atanamamasının Dodik açısından önem taşımadığını ifade etti.

Rhotert, “Dodik’in planı, Bosna Hersek’i bir devlet olarak yok etmektir. Bu askerî yollarla mümkün değilse başka yöntemlerle yapılacaktır” diye yazdı.

Sırp Cumhuriyeti’nin olası bir ayrılma girişiminin barışçıl biçimde gerçekleşemeyeceği uyarısında bulunan yazar, bu nedenle Bosna Hersek ve Kosova’daki AB ve NATO güçlerinin kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

SANU Memorandumu’ndan Tuzla Kapısı katliamına

Tarihsel sürece de değinen Rhotert, Yugoslavya’nın dağılma sürecinin Eylül 1986’da Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi (SANU) Memorandumu’nun yayımlanmasıyla başladığını belirtti.

Dönemin Sırbistan Cumhurbaşkanı Ivan Stambolić’in “Yugoslavya’nın ağıtı” olarak nitelendirdiği belge, Kosova’daki Sırplara karşı “demografik soykırım” uygulandığı iddiaları ve 1974 anayasal değişikliklerinin kaldırılması talepleriyle dönemin tabularını yıkmıştı.

Rhotert’e göre bu belge, 140 bin kişinin hayatını kaybettiği ve milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğü 1990’lı yıllardaki savaşlara giden yolu açtı.

Analizde, bu söylemin günümüz Sırbistan’ında da endişe verici biçimde devam ettiği savunuldu.

Rhotert, Sırbistanlı Bakan Snežana Paunović’in kısa süre önce katıldığı bir televizyon programında, 1998’de Milošević’in yerinde olsaydı Kosova’yı “etnik olarak temizleyeceğini” söylediğini ve Arnavutları “termitlere” benzettiğini hatırlattı.

Yazar, bu ifadelerin rejimin kontrolündeki Sırbistan medyasında komşu halklara karşı aşağılayıcı ifadelerle sürdürülen açık bir nefret söylemi olduğunu belirtti.

“Belgrad, hükümlü savaş suçlularını koruyor”

Rhotert, sözlü insanlık dışılaştırmanın yanı sıra Belgrad’ın hükümlü savaş suçlularına sığınak sağlamayı sürdürdüğünü öne sürdü.

Analizde bunun en çarpıcı örneği olarak General Novak Đukić gösterildi. Đukić, Mayıs 1995’te düzenlenen ve 71 çocuk ile gencin hayatını kaybettiği, yaklaşık 200 kişinin yaralandığı Tuzla Kapısı katliamından sorumlu tutuluyor.

Rhotert, Đukić’in bugün Vučić yönetiminin koruması altında Belgrad’da serbestçe yaşadığını ifade etti.

Bununla birlikte yazar, Milošević’in devrilmesinden sonra Başbakan Zoran Đinđić liderliğindeki Sırbistan’ın demokratikleşme ve Avrupa’yla bütünleşme yolunda ilerleyebileceğini gösterdiğini hatırlattı.

Đinđić’in Milošević’i Lahey’deki mahkemeye teslim ederek cesaret gösterdiğini belirten Rhotert, Sırbistan Başbakanı’nın 2003 yılında eski rejimin yapıları tarafından öldürüldüğünü kaydetti.

Yazara göre Vučić’in liderliğindeki Sırp İlerleme Partisinin (SNS) 2012’de iktidara gelmesiyle Milošević döneminin eski kadroları ve sertlik yanlıları yeniden devlet yönetimini ele geçirdi.

AB’ye Belgrad yönetimine karşı net tavır çağrısı

Rhotert, analizinin sonunda Avrupa Birliği’nin Belgrad yönetimiyle arasına açık bir mesafe koyması gerektiğini vurguladı.

Yazar, Batı Balkanlar’ın en güçlü ülkesinin komşularının Avrupa Birliği yolundaki ilerleyişini engellemesine ve onları şantajla baskı altında tutmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

NZZ’deki yazının sonunda, Avrupa’nın asıl dayanışmayı, Milošević’in siyasi mirasçısının “kontrollü demokrasisine” karşı yıllardır protesto gösterileri düzenleyen cesur Sırbistan vatandaşlarına göstermesi gerektiği ifade edildi.

Ilgili Haberler