TÜRKİYE’DE BÜYÜDÜ, KÖKLERİNİ SJENİCA’DA BULDU: 95 YILLIK PASAPORT GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI

Türkiye’de doğup büyümüş olmasına rağmen 35 yaşındaki Melis Terzioğlu, hayatı boyunca köklerinin başka bir yere uzandığını biliyordu. Büyük dedesi Murat’ın hikâyesi nesilden nesile aktarılmış, böylece daha küçük yaşlarda onun Sjenica’da doğup büyüdüğünü ve 1928 yılında yeni bir hayat kurmak için buradan ayrıldığını öğrenmişti. Yılların geçtiğini, ailenin yaşlı üyelerinin birer birer hayatını kaybettiğini ve hatıraların giderek silikleştiğini fark edince harekete geçti. Bavullarını topladı, eşi ve üç çocuğuyla birlikte Sırbistan’a doğru yola çıktı. Amacı köklerinin ve büyük dedesi Murat Đukić’in hikâyesinin izini sürmekti. Ancak öğrendikleri öylesine sıra dışıydı ki, adeta bir filme konu olabilecek nitelikteydi.

Sjenica’ya dair ilk hikâyeleri daha küçükken dedesi Ferhat’tan dinlemişti. Hatırladığı kadarıyla büyük dedesi aile içinde “Yugoslav göçmeni” olarak anlatılıyordu. Geçmişe doğru bu yolculuğa ise ancak onlarca yıl sonra, yetişkin bir kadın olarak eşi ve üç çocuğuyla çıkacaktı.

Melis, Telegraf.rs’ye verdiği demeçte çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor:

“Dedemi erken yaşta kaybettim ancak 20 yaşıma kadar büyükannemden, adeta bir masal dinler gibi, dedemin ve ailesinin göç hikâyesini, yaşadıkları zorlukları, büyük dedemin ve büyükannemin karakterini dinledim. Dedeme de çok bağlıydım. Bu nedenle Sjenica’yı haritada inceler, aklıma gelen her türlü bilgiyi araştırırdım.”

Sjenica’ya ilk yolculuk

Yıllar geçti. Melis çocukluk anılarını, dedesini ve büyük dedesi hakkındaki hikâyeleri zihninde yaşatarak büyüdü. Evlendi ve üç çocuk sahibi oldu. Ailenin yaşlı bireyleri hayatını kaybettikçe, bildiği ve çocuklarına aktarmak istediği hikâyenin giderek silikleştiğini, dahası eksik kaldığını fark etti. Cevabını bilmediği çok sayıda soru vardı.

Bunun üzerine 2023 yılında eşi ve çocuklarıyla birlikte ilk kez Sjenica’ya gitti. Böylece ailesinden yaklaşık bir asır sonra bu topraklara ayak basan ilk kişi oldu.

“İnanın, başlangıçta elimde çok az bilgi vardı. Bildiğim tek şey Sjenica’ydı. Orada kimseyi tanımıyordum. Fakat bölgeye ilk ayak bastığım andan itibaren içimi bir sıcaklık kapladı. Sanırım bu bir aidiyet duygusuydu. Çünkü büyürken annenizin kim olduğu, köyü, memleketi bellidir; ama baba tarafında yalnızca bir göç hikâyesi, bir şehir ve başka hiçbir şey yoktu. Bu yüzden ilk andan itibaren bu hissi kucaklamak istedim.”

Melis, bu sürecin tamamını kaydederek Instagram hesabında da paylaştı.

Hiçbir bilgiye sahip olmadan Novi Pazar’da konakladı. Büyük dedesinin gerçek soyadını bile bilmiyordu ve aramaya nereden başlayacağı konusunda hiçbir fikri yoktu. Kendini adeta samanlıkta iğne arıyor gibi hissediyordu. Buna rağmen, doğru yere çok yakın olduğuna dair güçlü bir his taşıyordu.

“32 yaşında, çocuklarımla birlikte, çocukluğumdan beri yalnızca haritada gördüğüm ve dedemin hiçbir zaman geri dönemediği şehre geldim. Duygularımı ve heyecanımı tarif etmek mümkün değildi. Şehre giderken de, sokaklarında geçmişi hayal ederken de sürekli ağlıyordum. Şimdi çocuklarıma bu hikâyeyi yerinde anlatabiliyor olmak beni çok mutlu etmişti.”

Her şeyi değiştiren telefon

İlk Sjenica ziyaretinden fazla bilgi edinemeden Türkiye’ye döndü. Birkaç kişiyle iletişim bilgilerini paylaşmıştı ancak aradığı cevaplara ulaşamamıştı. Ardından Sırbistan’daki deneyimini geniş ailesine anlatmaya ve eskisinden çok daha fazla soru sormaya başladı.

Tam bu dönemde aldığı bir telefon, araştırmasının seyrini değiştirdi.

“Amcamın eşinden bir telefon geldi. Bana, ‘Rahmetli amcan, büyük dedenin pasaportunu saklamış. Eski evraklarının arasında buldum ve sana gönderiyorum’ dedi. Bu haber benim için piyangoyu kazanmak gibiydi.”

Pasaportta soyadı, ilçe ve köy bilgileri açıkça yazıyordu. Böylece Melis önce kendi soyadını araştırmaya başladı. Farklı sosyal medya platformlarında insanlarla iletişime geçti.

“Ailemizde anlatılan hikâyelerle de örtüşecek şekilde, Karadağ kökenli olduğumuzu doğruladım. Daha sonra ailemin aslında Karadağ kökenli çok büyük bir aşirete mensup olduğunu öğrendim. Araştırmalarımı sosyal medyada paylaşmaya başlayınca pek çok akrabam bana ulaşmaya başladı. Amerika, Kosova, Bosna, Karadağ… İnanılmazdı. Böylesine büyük bir aileye ait olduğumuzu bilmiyordum. Türkiye’de yaşayan akrabalarıma anlattığımda onlar da şaşkına döndü.”

Pasaport, 1928 yılında, o dönem Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı sınırları içinde bulunan Sjenica’da yaşayan Murat Đukić’e verilmişti. Murat’ın Türkiye’de aldığı soyadı ise Gezen’di. Pasaportun içinde eşinin ve çocuklarının yer aldığı eski bir fotoğraf da bulunuyordu. Melis için bu belge, birçok kapıyı açan anahtar oldu.

“Fotoğrafta gördüğünüz kişilerin hiçbiri bir daha Sjenica’ya dönemedi. Buna imkânları olmadı.”

İkinci Sjenica yolculuğu ve şaşırtıcı keşif

Pasaport sayesinde soyadını öğrendikten sonra Melis, Türkiye’de yaşayan araştırmacı Bahtijar Gurdal (Bogućanin) ile iletişime geçti. Gurdal, Đukić ailesi hakkında Türkçe kaleme alınmış Sancaklı Đukić Kardeşliği adlı kitabın yazarıydı.

“Đukić soyadıyla bağlantım olduğunu söylediğimde çok şaşırdı. Aynı aileden geliyorduk. Ancak ailelerimiz Türkiye’de aynı şehirde yaşamalarına rağmen farklı soyadları almıştı. Birbirlerini tanıyorlardı fakat aynı aileden geldiklerini bilmiyorlardı. Onu ziyaret ettim. Bana ailem hakkında çok değerli bilgiler verdi ve araştırmam boyunca destek oldu.”

Daha sonra Sjenica ve çevresindeki köylere ait çok sayıda Facebook grubuna katıldı. Hikâyesini anlattı, insanlarla bağlantı kurdu ve yaklaşık bir yıl boyunca Sjenica’daki Đukić ailesine dair herhangi bir bilgi bulmak için yoğun biçimde araştırma yaptı.

Sonunda aradığı cevap, bölgede yaşayan Nermin Nikşiç’in mesajıyla geldi.

“Bana ailemizin hikâyesini yaşlılardan dinlediğini, hatta aile evimizin hâlâ ayakta olduğunu söyledi. Evin bulunduğu bölgenin hâlâ aile soyadımızla anıldığını da belirtti ve bana evin fotoğraflarını gönderdi. İnanamadım. Bu tam olarak büyüklerimizin bize anlattığı şeydi.”

Mesajı aldıktan sonra Melis, eşi ve çocuklarıyla yeniden Sjenica’ya gitmeye karar verdi.

“Nermin Nikşiç ile buluştuk ve bizi eve götürdü. Emin olmak için ondan evin şu anki sahiplerini aramasını rica ettim. Ev sahipleri, ailemizden birinin ilk kez geri dönmesine çok şaşırdı. Bizi büyük bir heyecan ve memnuniyetle karşıladılar ve evi istediğimiz gibi gezebileceğimizi söylediler.”

Büyük dedesinin evini ilk kez gördüğü anı ise şöyle anlatıyor:

“Evi gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü ve ağlamaya başladım. Çocuklarım benim halime çok şaşırdı. Onlara, ‘Bu benim büyük dedemin, sizin büyük büyük dedenizin evi’ diyebiliyordum. Eve ilk kez girdiğimde ağlamayı durduramadım. 95 yıl önce yaşadıkları o sıcak yuva gözlerimin önünde canlandı. Hayatım boyunca unutamayacağım anlardan biriydi.”

Ömür boyu sürecek dostluklar

Melis, Sjenica’dan ayrılırken yanında sembolik ama son derece anlamlı bir şey götürdü.

“Evin önünden bir torba toprak aldım. Türkiye’ye döndüğümde fotoğrafta gördüğünüz her bir kişinin mezarına bir avuç serptim. Bu benim için çok özel ve kıymetliydi. Belki onlar hiçbir zaman evlerine dönemedi ama 95 yıl sonra memleketlerinin toprağı onlara ulaştı.”

Bu yolculuğun, çocuklarına aktaracağı aile hikâyesine de hayat verdiğini belirtiyor.

“Kim olduklarını ve nereden geldiklerini anlatacağım hikâyeyi artık bizzat yaşadım.”

2023 ve 2024 yıllarında yaşadığı bu deneyimlerden sonra Sjenica’ya giderek daha güçlü bir bağ hissettiğini anlatan Melis, 2025 yılında da bölgeyi yeniden ziyaret etmeye karar verdi.

“Sjenica’da Đukić soyadını taşıyan kimseyle tanışamamış olsam da bu araştırma sırasında tanıştığımız ve artık dostumuz haline gelen insanları yeniden görmek istedim. Nikşiç, Liçina ve Lukiç aileleriyle tanışmam da benim için ayrı bir armağan oldu. Belki de Sjenica’ya duyduğum sevgiye en büyük katkıyı onlar yaptı. Hayatımda her zaman özel bir yere sahip olacaklar.”

Artık Sjenica, Melis için haritada görülen sıradan bir nokta ya da dedesinin hikâyelerinden kalan uzak bir şehir değil. Köklerini bulduğu, geçmişiyle bağ kurduğu ve yeni dostluklar edindiği bir yer.

Türkiye’ye götürdüğü bir avuç Sjenica toprağıyla da aslında şu gerçeği göstermiş oldu: İnsan memleketinden ayrılabilir, fakat memleket insanın içinden hiçbir zaman bütünüyle çıkmaz.

Ilgili Haberler