Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Fuat Tuncer ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Selim Han Yeniacun, dünyaca ünlü düşünür Edward Said’in kurucuları arasında yer aldığı Arab Studies Quarterly (ASQ) dergisinde yayımlanan son araştırmaları hakkında gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
İki akademisyenin “Constructing the Chaos: The Middle East Through the Lens of Balkanization and Social Constructivism” başlıklı ortak çalışması, Orta Doğu’daki kronik çatışma süreçlerini Balkanlar tecrübesi üzerinden yeniden okuyor.
Balkanlar alanındaki uzmanlığı, etnik-kültürel yapı analitiği ve bölgesel güvenlik çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Fatih Fuat Tuncer ile Orta Doğu jeopolitiği, İsrail-Filistin meselesi ve bölgesel dinamikler üzerine uzmanlaşan Dr. Selim Han Yeniacun, bölgedeki kaosa ilişkin çarpıcı tespitlerini aktardı.
“Balkanlaşma Sadece Sınır Değişimi Değil, Kimliklerin Kutuplaşmasıdır”
Çalışmanın teorik altyapısı ve Balkanlar deneyiminin Orta Doğu’ya uyarlanması hakkında konuşan Doç. Dr. Fatih Fuat Tuncer, geleneksel uluslararası ilişkiler teorilerinin Orta Doğu’daki çatışmaları sıklıkla askeri güç, stratejik çıkarlar veya harita sınırları gibi materyalist unsurlarla açıkladığını ifade etti.
Sosyal İnşacılık (Wendt) perspektifinden bakıldığında kimliklerin, söylemlerin ve kolektif hafızanın çatışmaları doğrudan üreten temel dinamikler olduğunu belirten Tuncer, “Balkanlaşma” kavramının sadece toprak parçalanması anlamına gelmediğini vurguladı.
Balkanlar tecrübesinin şiddet, dış müdahaleler ve siyasi söylemler aracılığıyla etnik ve dini kimliklerin keskinleştiği, kutuplaştığı ve kurumsallaştığı bir süreci temsil ettiğini aktaran Tuncer, 1990’larda Yugoslavya’nın dağılmasında görülen bu yıkıcı dinamiğin günümüzde Irak, Suriye ve Filistin’de çok daha karmaşık biçimde tekrarlandığını kaydetti. Tuncer, dış güçlerin müdahaleleri ile bölgedeki şiddet ortamının etnik ve mezhepsel ayrışmaları kalıcı hale getirdiğine özellikle dikkat çekti.
Irak, Suriye ve Filistin’de Dış Müdahale ve Derinleşen Ayrışma
Saha araştırmaları ve vaka incelemelerine ilişkin bulguları paylaşan Dr. Selim Han Yeniacun ise makalede özellikle 2003 Irak İşgali, 2011 sonrası Suriye İç Savaşı ve süregelen İsrail-Filistin çatışmasına odaklandıklarını belirtti.
Irak’ta 2003 sonrası kurgulanan siyasi yapının etnik ve mezhepsel kotalara dayandırılarak kimlik bölünmelerini yasal ve kalıcı hale getirdiğini ifade eden Yeniacun, Suriye’de ise halkın adalet ve reform talepleriyle başlayan sürecin bölgesel ve küresel aktörlerin vekalet savaşlarına dönüşerek ağır bir toplumsal parçalanmaya yol açtığını kaydetti.
İsrail-Filistin hattındaki gelişmeleri de değerlendiren Yeniacun, Edward Said’in işaret ettiği Oryantalist söylem ve asimetrik güç ilişkileri üzerinden biçimlenen kimlik politikalarının; işgal ve yerleşimci sömürgecilik pratikleriyle sürekli derinleştiğini savundu. Yeniacun, Orta Doğu’daki krizlerin temelinde aktörlerin birbirini “varoluşsal birer tehdit” olarak algılamasına neden olan bu inşacı süreçlerin yattığını vurguladı.
Kalıcı Barış İçin Zihniyet ve Söylem Dönüşümü Şart
Makalenin sonuç ve çözüm önerileri kısmında ise Orta Doğu’da sürdürülebilir bir barışın yalnızca askeri caydırıcılık, sınır güvenlik önlemleri ya da geçici ateşkes anlaşmalarıyla tesis edilemeyeceğinin altı çiziliyor.
Balkanlar’da uygulanan Dayton veya Ohrid Anlaşmaları gibi deneyimlerin kurumsal istikrar sağlama noktasındaki başarılarına ve sınırlarına değinilen çalışmada; Orta Doğu’da kapsayıcı yönetim modelleri, ortak normlar ve ötekileştirmeyen bir toplumsal hafıza inşa edilmediği sürece çatışma döngüsünün kırılamayacağı ifade ediliyor.
