ORBAN’IN İKTİDARI KAYBETMESİ VE BALKANLARA ETKİSİ

Bayram POMAK

Viktor Orban, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 16 yıl iktidarda kalarak, AB’de en uzun süre görev yapan liderlerden biri oldu. Her ne kadar AB üyesi olsa da Orban, Macaristan’ın dış politikasını Brüksel merkezli değil, kendi ülkesinin çıkarlarına göre yönetmeyi tercih etti. Bu nedenle Brüksel’den ciddi eleştiriler ve tepkiler almasına rağmen, AB’yi eleştirmeye devam etti.

Orban’ın dikkat çeken özelliklerinden biri de hem ABD yönetimi hem de Rusya ile yakın ilişkiler kurabilmesiydi. Nitekim 12 Nisan seçimlerinden birkaç gün önce, alışılmışın dışında bir gelişme yaşandı ve ABD Dışişleri Bakanı JD Vance, 7–8 Nisan tarihlerinde Macaristan’a bir ziyaret gerçekleştirerek seçimlerde Orban’a doğrudan destek verdi. Vance, burada Orban’ı “güçlü bir lider ve devlet adamı” olarak nitelendirirken, Avrupa Birliği’ni Macaristan’a karşı hareket etmekle suçladı.

Donald Trump yönetiminin Orban’a destek vermesinin en önemli nedenlerinden biri, iki yönetimin benzer siyasi çizgide olmasıdır. Bu benzerlik; göç karşıtı politikalar, geleneksel aile değerlerine vurgu, AB’ye ve liberal düzene yönelik eleştiriler ile daha milliyetçi ve egemenlikçi bir siyaset anlayışında kendini göstermektedir. Vance’ın ziyaretiyle Orban’a verilen destek, Trump çizgisinin Avrupa’daki uzantısını güçlendirme girişimi olarak değerlendirildi.

Viktor Orbán, 1988 yılında Fidesz gençlik hareketini kurduğunda, Macaristan hâlâ Sovyetlerin etkisi altındaydı. O dönemde Orban, Sovyet tanklarının Macaristan’dan çekilmesi gerektiğini savunuyor; komünizm karşıtı, liberal ve Avrupa yanlısı bir çizgi izliyordu.

Ancak 2010 yılında iktidara geldikten sonra, günümüze kadar geçen süreçte Orban’ın politikalarında belirgin bir dönüşüm yaşandı. Zamanla AB karşıtı ve Rusya’ya daha yakın bir dış politika izlemeye başladı. Bu yakınlaşmanın temelinde ise büyük ölçüde enerji meselesi yer alıyordu. Macaristan’ın doğalgaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Rusya’dan karşılaması, bu ilişkiyi ekonomik açıdan kritik hâle getiriyordu.

Bu nedenle Orban, Ukrayna savaşına yönelik eleştirel bir tutum benimsedi ve savaşın desteklenmemesi gerektiğini savundu. Bu yaklaşım, Brüksel’i ciddi şekilde rahatsız etti. Zira Orban yalnızca savaşı eleştirmekle kalmadı; aynı zamanda Ukrayna’ya sağlanacak yardımları veto ederek engelledi ve Rusya’ya yönelik sert yaptırımlara da mesafeli durdu.

Rusya ile ekonomik ilişkilerin ötesinde, Orban’ın siyasi yaklaşımı da Vladimir Putin ile benzerlik gösteriyordu. Liberal demokrasiyi eleştiren ve daha egemenlikçi bir siyaset anlayışını savunan bu çizgi, Orban’ı Putin’e daha da yaklaştırdı. Bu bağlamda Orban, Putin ile doğrudan diyalog kurabilen nadir AB liderlerinden biri olarak öne çıktı.

Viktor Orban, ABD, AB ve Rusya ile bu çok yönlü dış politika çizgisini sürdürürken zamanla Balkanlara da özel bir önem atfetmeye başladı. Bu yaklaşım, Macaristan’ın bölgede siyasi etkisini artırma hedefiyle şekillendi. Bu süreçte Orban; Bosna-Hersek’teki Sırp yönetiminin lideri Milorad Dodik, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, Kuzey Makedonya Başbakanı Hristijan Mickoski ve eski başbakan Nikola Gruevski ile ilişkilerini geliştirerek bölgede etkili bir aktör hâline geldi.

Macaristan, Batı Balkanlar’daki etkisini; ekonomik, siyasi, jeopolitik ve güvenlik araçlarını bir araya getiren çok boyutlu bir stratejiyle aktif biçimde genişletmeye çalıştı.

Orban’ın Balkanlardaki en önemli müttefikleri ise Sırplar oldu. Hem Bosna-Hersek’teki Sırplarla hem de Sırbistan hükümetiyle yakın ilişkiler kurarak bu yönetimlere çeşitli “ayrıcalıklar” tanıdı. Bu dönemde Sırbistan ile ilişkiler o kadar ileri bir seviyeye ulaştı ki Vuçiç, iki ülke arasındaki ilişkilerin “son yüzyıldaki en iyi dönemini” yaşadığını ifade etti.

Ayrıca, Sırbistan’daki en büyük azınlık gruplarından biri Macarlardır. Ülkede yaklaşık 184 bin Macar yaşamaktadır. 250 sandalyeli Sırbistan Parlamentosu’nda ise 6 sandalye Macarlara aittir. Voyvodina Macarları İttifakı Partisi, 12 Nisan’daki seçimlerde çifte vatandaş olan Macarların oylarını Orban’a yönlendirdiklerini açıklamıştır.

Macaristan açısından Sırbistan’ın bir diğer önemi, Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’daki enerji hatlarının değişmesiyle birlikte Balkanların stratejik bir koridor hâline gelmesidir. Macaristan, Rus gazını Sırbistan üzerinden geçen “Türk Akımı” hattı aracılığıyla temin etmektedir.

Macaristan, aynı zamanda Sırbistan’a en fazla yatırım yapan ülkelerden biridir. Ortak enerji projeleri (özellikle doğalgaz taşımacılığı) ve altyapı yatırımları bu ilişkilerin temelini oluşturur. Budapeşte–Belgrad hızlı tren hattı ise Macaristan’ın bölgedeki en önemli altyapı projelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu proje aynı zamanda Çin’in “Kuşak ve Yol” inisiyatifi kapsamında yer almakta olup finansmanının yaklaşık %85’i Çin tarafından sağlanmaktadır. Hattın Karadağ’daki Bar Limanı’na kadar uzatılması planı, hem ekonomik fırsatlar yaratmakta hem de Çin ile Macaristan’ın bölgedeki etkisini artırmaktadır.

Sırbistan ve Macaristan’ın göç politikaları da büyük ölçüde uyumludur. Her iki ülke de Balkan rotası üzerinden gelen göçmenlere karşı sert bir tutum sergilemekte ve sınır güvenliği konusunda koordineli hareket etmektedir. Viktor Orbán, aynı zamanda Sırbistan’ın AB üyeliğini güçlü şekilde desteklemektedir. Bu kapsamda iki ülke arasında düzenli lider görüşmeleri ve ortak kabine toplantıları gerçekleştirilmektedir. Bunun yanı sıra Sırp Ortodoks Kilisesi, Orban’a Hristiyan değerlerinin savunulmasına katkılarından dolayı “Aziz Sava” birinci derece nişanı vermiştir.

12 Nisan seçimleri öncesinde, 5 Nisan’da Sırbistan’ın Kanjiza bölgesinde, Rus gazını taşıyan Türk Akımı uzantısına çok yakın bir noktada 4 kilogram plastik patlayıcı, detonatörler ve çeşitli ekipmanlar bulundu. Bu hat, Rus gazını Türkiye üzerinden Sırbistan’a, oradan da Macaristan’a taşıdığı için Macaristan’ın enerji güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.

Olayın seçimlerden yalnızca birkaç gün önce gerçekleşmesi ve Orban’ın anketlerde geride görünmesi nedeniyle, Macaristan muhalefeti bunun Viktor Orban, Aleksandar Vuçiç ve Rusya’nın koordinasyonunda yapılmış bir “sahte bayrak operasyonu” olabileceğin öne sürerek hem Sırbistan’ı hem de Orban’ı suçladı.

Viktor Orbán’ın Balkanlardaki bir diğer önemli müttefiki, Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyeti’nin eski lideri Milorad Dodik olmuştur. Orban, Dodik’in en zor dönemlerinde yanında yer alarak onu adeta “koruma altına” almıştır. 2019’da başlayan bu ilişki zamanla gelişmiş ve güçlü bir müttefikliğe dönüşmüştür.

Dodik’in Bosna-Hersek’ten ayrılma yönündeki söylemleri üzerine Almanya ve Avrupa Parlamentosu yaptırım çağrısında bulunmuş, Almanya bu girişimleri “kabul edilemez” olarak nitelendirerek ayrıca Republika Srpska’daki tüm yatırımlarını durdurduğunu açıklamıştır. Buna karşılık Orban, Dodik’e yönelik yaptırımlara karşı çıkmış; Macaristan’ın, Bosna Sırp Cumhuriyeti’ndeki altyapı ve enerji projelerini üstleneceğini duyurmuştur. Bunun yanında Orban, Macaristan EximBank üzerinden 170 milyon avroluk kredi sağlayarak, uluslararası baskı altındaki Dodik yönetimine ciddi bir destek sunmuştur. Bu süreçte Orban’ın Saraybosna’daki merkezi hükümeti büyük ölçüde devre dışı bırakarak doğrudan Sırp Cumhuriyeti ile temas kurması, Bosna-Hersek merkezi yönetiminde ciddi rahatsızlık yaratmıştır.

Macaristan ile Bosna Sırp Cumhuriyeti arasındaki bu kredi ve yatırım anlaşmalarının, özellikle kritik dönemlerde ve yeterince şeffaf olmayan prosedürlerle gerçekleştirildiği yönünde eleştiriler de gündeme gelmiştir. Ayrıca Macaristan, 2024 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Srebrenitsa ile ilgili karara karşı oy kullanan tek AB ülkesi olmuştur. 2025 yılında ise Bosna Sırp Cumhuriyeti ile Macaristan polis teşkilatları arasında iş birliği memorandumu imzalanmış ve ortak tatbikatlar düzenlenmiştir.

Orban’ın yakın ilişkiler geliştirdiği bir diğer Balkan ülkesi de Kuzey Makedonya’dır. Orban’ın partisi, iktidardaki VMRO-DPMNE ile kardeş parti ilişkisi içinde olup, 2006–2016 yılları arasında bu partinin seçim kampanyalarına destek vermiştir. Orban ayrıca Kuzey Makedonya tarafından “8 Eylül” nişanı ile onurlandırılmıştır. Eski başbakan Nikola Gruevski ise 2018 yılında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılmış, ancak daha sonra ortadan kaybolmuş ve Macaristan’da olduğu ortaya çıkmıştır. Gruevski’nin, Orban’ın desteğiyle bir Macar diplomat aracılığıyla ülkeye getirildiği ve kendisine siyasi sığınma verildiği iddia edilmiştir. Kuzey Makedonya’nın tüm iade taleplerine rağmen Gruevski geri gönderilmemiştir.

Orban’ın siyasi gücünü kaybetmesiyle birlikte Macaristan’ın Balkanlar politikasında da değişim beklenmektedir. Nitekim Péter Magyar, seçim sonrası yaptığı ilk açıklamalarda “Balkan ülkelerinin iç politikalarına karışmayacağız” diyerek bu değişimin sinyalini vermiştir. Bu durumdan en fazla Aleksandar Vuçiç ve Milorad Dodik gibi liderlerin etkilenmesi beklenmektedir; zira AB içindeki önemli bir destekçilerini kaybetmiş durumdadırlar.

Sırbistan’da kamuoyunda, “Orban gittiyse Vuçiç de gidebilir” yönünde bir beklenti oluşmuş olsa da, mevcut durumda Vuçiç’i zorlayabilecek güçlü bir muhalif liderin bulunmadığı görülmektedir. Ayrıca her ülkenin iç dinamikleri farklıdır ve Sırbistan’daki siyasi yapı, Macaristan’dakine benzer bir değişimin kısa vadede gerçekleşeceğine işaret etmemektedir.

Bosna Sırp Cumhuriyeti açısından ise yeni Macar hükümetinin mevcut anlaşmaları gözden geçirmesi beklenmektedir. Özellikle şeffaflık tartışmalarına konu olan kamu ihaleleri ve projeler yeniden değerlendirilebilir. Tüm projelerin iptal edilmesi beklenmese de mevcut ayrıcalıkların sona ermesi ve Saraybosna’daki merkezi hükümetle daha dengeli bir ilişki kurulması muhtemeldir.

Ayrıca Nikola Gruevski’nin yeni yönetimle birlikte iade edilmesi yönündeki beklentiler de güçlenmektedir.

Sonuç olarak, Viktor Orban sonrası dönemde Macaristan’ın Balkan politikasının daha kurumsal, AB ile uyumlu ve müdahaleden uzak bir çizgiye yönelmesi beklenmektedir. Bu değişim, kısa vadede bölgede belirsizlik yaratabilecek olsa da, uzun vadede şeffaflık, hukukun üstünlüğü ve dengeli diplomatik ilişkiler açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.

 

En son haberler

MİTROVİÇA’DA 1999’DA YAKILAN “İBRİ CAMİİ”NİN YENİDEN İNŞASI İÇİN ANLAŞMA İMZALANDI

BALKANLARDA EMLAK PİYASASI REKOR KIRIYOR: SIRBİSTAN, HIRVATİSTAN VE KARADAĞ’DA FİYATLAR YÜKSELİŞTE

MAKEDONYA NÜFUSU YAŞLANIYOR, DEVLET DOĞUM ORANINI ARTIRMAK İÇİN STRATEJİ GELİŞTİRİYOR