BAYRAM POMAK
2025 yılı, Kosova açısından birçok yönüyle “kayıp yıl” olarak kayda geçti. 9 Şubat’ta yapılan genel seçimlerin ardından hükümet kurma sürecinin tıkanması, yalnızca siyasi kurumları değil, devletin işleyişini ve toplumun geleceğe dair beklentilerini de olumsuz etkiledi. Meclis, hükümet kurma girişimleri kapsamında tam 60 kez toplandı; ancak hiçbir oturum somut bir sonuca ulaşamadı. Bu durumun mali boyutu kadar zaman kaybı yönü de ağırdır: Kosova, neredeyse bir yıl boyunca siyasi belirsizlik içinde yönetimsel kapasitesini önemli ölçüde kaybetti.
Bu süreçte iktidar ile muhalefet arasında yoğun bir siyasal psikoloji ve söylem savaşı yaşandı. İktidar blokunun ana stratejisi, sürecin tıkanmasından muhalefeti sorumlu tutmak oldu. Muhalefet ise aynı şekilde iktidarın başarısızlığını öne çıkararak seçmeni ikna etmeye çalıştı. Ancak zaman içinde ortaya çıkan tablo, muhalefetin değil iktidarın toplumsal algıyı yönetme konusunda daha başarılı olduğunu gösterdi. Nitekim 9 Şubat seçimlerinde yaklaşık %42 oy alan iktidar, yalnızca on ay sonra gerçekleştirilen 28 Aralık seçimlerinde oy oranını artırarak %51 seviyesine yükseltti.
Bu yükselişte Vetevendosje’nin kendi siyasi başarısı kadar, muhalefetin süreç boyunca sergilediği yetersiz performansın da belirleyici olduğu görülmektedir. 9 Şubat’tan itibaren geçen on aylık dönemde, Kurti’nin politik manevraları karşısında muhalefet etkili bir alternatif üretememiştir. Muhalefetin temel yaklaşımı, hükümeti zorlayacak yeni bir siyasal teklif geliştirmek yerine, Kurti’nin söylemlerine cevap yetiştirmeye dayalı reaksiyonel bir stratejiye dönüşmüştür. Bu durum, seçmen nezdinde muhalefetin “alternatif olma kapasitesi” bulunmadığı algısını pekiştirmiştir.
Dahası, muhalefetin bu tutumu iktidarın eline güçlü bir argüman vermiştir: Kurti, hükümet kurma sürecinin muhalefet tarafından tıkandığını ve muhalefetin çözüm üretmek yerine sorunun bir parçası hâline geldiğini sürekli vurgulamıştır. Seçim sonuçları da bu tezin toplumun önemli bir kısmında karşılık bulduğunu göstermiştir. Muhalefet, VV’nin %42 ile hükümeti kuramaması hâlinde yeniden seçime gidilmesini avantaj olarak görmüş; VV’nin %40’ın altına düşeceğini ve iktidarın zor durumda kalacağını hesaplamıştır. Ancak süreç, tam tersine işlemiş ve bu siyasi hesap toplumun yönelimleriyle örtüşmemiştir.
İktidar, süreç boyunca muhalefetle iş birliğine açık olduğu izlenimini vermeye çalışmış; siyasi iletişimini bu zeminde inşa etmiştir. Muhalefet ise iktidarın başarısızlıkla daha da sıkışacağını düşünerek “bekleme ve köşeye sıkıştırma” stratejisi izlemiştir. Bu sırada iktidar, devlet yönetiminden kaynaklanan avantajları da etkin biçimde kullanmış; bunun etik olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olsa da seçmenin bu stratejiye prim verdiği anlaşılmıştır.
Muhalefetin en temel zaaflarından biri de özgün ve ikna edici bir siyasi vizyon ortaya koyamamasıdır. Seçim sürecinde sunulan vaatlerin önemli kısmı iktidarın uygulamalarının zayıf bir kopyası niteliğindeydi. Muhalefetin sıkça kullandığı argümanlardan biri “iktidarın Batı ile ilişkileri bozduğu” yönündeydi. Ancak bu söylem, seçmenden ziyade dış kamuoyuna mesaj veriyor görüntüsü yaratmış, toplumun gündelik sorunlarına temas etmediği için seçmen davranışında belirleyici olamamıştır.
Kayıp bir yılın ardından Kosova, 2026’ya da hükümet kurulamadan girmiştir. Bununla birlikte önümüzde yeni bir potansiyel kriz alanı daha belirmektedir: Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Cumhurbaşkanının seçilememesi durumunda, 2026 yılının da kaybedilmesi ihtimali güçlenecek ve bu kayıpların sosyo-ekonomik bedeli ileri dönemlerde daha ağır şekilde hissedilecektir. Bu noktada muhalefetin nasıl bir tutum takınacağı kritik önemdedir. Seçim sonuçları seçmenin muhalefeti tıkanmanın kaynağı olarak gördüğünü göstermiştir. Eğer muhalefet cumhurbaşkanlığı sürecinde de benzer şekilde destek vermeyen ve çözüm üretmeyen bir çizgide kalırsa, bu tutumun siyasi maliyeti muhalefet açısından daha da ağır olacaktır.
Seçmen artık siyasi partileri “sorunun parçası” olarak değil “çözümün parçası” olarak görmek istemektedir. Çözüm üretme iradesi gösteren ve kurumların çalışmasına katkı sunan aktörler seçmen nezdinde güçlenmektedir. Dolayısıyla muhalefetin bu süreçte yapıcı bir rol oynaması, yalnızca ülkenin istikrarı açısından değil muhalefetin kendi siyasi geleceği açısından da stratejik bir zorunluluktur. Aksi hâlde iktidarın “muhalefet tıkıyor” söylemi daha da güçlenecek; olası bir erken seçimde faturanın ağırlıklı biçimde muhalefete kesilmesi kuvvetle muhtemel olacaktır.
Sonuç olarak, 2025 siyasi krizinin sorumluluğu tartışmalarında seçmenin önemli bir bölümünün muhalefeti sorunun kaynağı olarak gördüğü anlaşılmıştır. Bu durum, muhalefetin gerçek anlamda reform ihtiyacı içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak şimdiye dek muhalefet içinde yapılan reform denemelerinin de istenen dönüşümü sağlayamadığı görülmektedir. Geçmiş dönemin siyasal diliyle bugünün seçmenine hitap edilemeyeceği artık açıktır. Muhalefet, zamanın ruhuna uygun yeni bir siyasal söylem geliştirmeli; somut, uygulanabilir ve doğrudan toplumun sorunlarına çözüm üreten politikalar üretmelidir. Bu politikaları samimi ve tutarlı bir şekilde seçmene ulaştırabildiği ölçüde gerçek bir alternatif olduğunu gösterebilir.
Aksi hâlde mevcut muhalefetin kaderi, uzun yıllar boyunca varlığını sürdüren ancak iktidara gelemeyen “sürekli muhalefet” partilerine dönüşmek olacaktır. Çünkü zaman değişmiş, ihtiyaçlar değişmiş ve seçmen de dönüşmüştür. Eski söylemlerle yeni seçmeni ikna etmek artık gerçekçi değildir. Bu koşullarda Kosova siyasetinde yeni bir dili, yeni bir vizyonu ve yeni bir alternatifi temsil edebilecek yeni bir muhalefet hareketinin doğması kaçınılmaz hale gelebilir. Zira demokratik sistemler muhalefetsiz yaşayamaz; mevcut muhalefet yapısı toplumsal beklentileri karşılayamazsa siyaset sahnesi er ya da geç yeni muhalefet aktörlerini üretecektir.
Sonuç olarak 2025’te yaşanan siyasi tıkanıklık, Kosova’da yalnızca hükümet kurulamamasından ibaret bir kriz değil; aynı zamanda muhalefetin temsil kapasitesini, siyaset üretme gücünü ve seçmenle kurduğu bağı sorgulatan yapısal bir zayıflığın göstergesi olmuştur. Seçmen, siyasal rekabetin salt suçlama ve polemik üzerinden yürütülmesini değil, ülkenin geleceğine dair somut çözüm ve istikrar vaat eden bir yaklaşımı talep etmektedir. Bu nedenle muhalefetin önündeki temel görev, geçmişin söylemlerine sığınmak yerine güncel gerçekliğe uygun yeni bir siyasal dil geliştirmek, toplumsal sorunlara cevap üretecek politikalar ortaya koymak ve kriz dönemlerinde “tıkayan taraf” değil “çözümün parçası” olduğunu gösterebilmektir. Aksi halde muhalefetin güç kaybı derinleşecek, iktidarın “alternatifsiz” hale gelmesi ise Kosova demokrasisi açısından uzun vadede daha büyük kırılganlıklar doğuracaktır.