Zlatan İbrahimović, Bosnaca verdiği ilk kapsamlı röportajını Arena Sport’ta yayımlanan “(Ne)uspjeh prvaka” programında, Slaven Bilić ile yaptığı samimi söyleşide verdi. Röportajda İsveç’teki çocukluğunu ve Bosna-Hersek’teki savaşın hayatına etkilerini anlattı.
İbrahimović, İsveç’in Rosengård semtinde büyüdüğünü, babası ve ailesinin büyük bir kısmı Bosna kökenli olsa da, orada yaşanan savaş ve saldırılarla doğrudan çok fazla temasının olmadığını vurguladı.
Ona göre savaş, yetişme tarzını büyük ölçüde etkilemedi; ancak o dönemden aklında kalan iki durumu özellikle hatırladığını söyledi.
“Rosengård’da hep birlikteydik. Bizim için herkes aynıydı: Boşnaklar, Hırvatlar, Sırplar, Arnavutlar… Nereden geldiğinin önemi yoktu, birbirimize saygı duyardık. Sonra savaş başladı. O yıllarda gazete okumazdık, benim telefonum bile yoktu. Televizyonum vardı ama haber izlemezdim.”
“Hissettiğim tek şey, babamın sürekli telefonda olmasıydı. Bosna’daki ailesiyle konuştuğunu, onlara yardım etmeye çalıştığını anlıyordum. Annemin yanına giderdim; genelde yemek için oraya giderdim. Çocuklar için birbirlerine yakın yaşıyorlardı, beş dakika mesafedeydi. Bir gün annemin evine gittiğimde herkes siyahlar giymişti.”
“Herkesin neden siyah giydiğini sordum. Bana dışarı çıkıp futbol oynamamı söylediler. Bana anlatmak istemediler. Büyükannem savaşta hayatını kaybetmişti. Küçük bir çocuk gibi davranmam, hayatın tadını çıkarmam ve futbol oynamam öğretildi. Bana bununla ilgili hiçbir şey anlatmak istemediler.”
İbrahimović, savaşın bölgede bıraktığı izleri bir başka anıyla da anlattı; bu kez İsveç’e gelen mültecilerin değişen zihniyetleri üzerinden.
“Babam beni futbol oynamaya yönlendirirdi. Olan biteni hissetmeyeyim diye beni dışarıda tutarlardı. Sonra İsveç’e mülteciler geldi ve onların zihniyeti farklıydı. ‘Ben Boşnağım, sen Sırpsın’ diye düşünüyorlardı. Rosengård’daki o gettoya geldiklerinde zihniyet tamamen başkaydı.”
“Benim kafamda durum farklıydı; benim için Yugoslavya’ydı. Tüm arkadaşlarım vardı ve kimin kim olduğuna bakmazdık. Ama onlar çok farklıydı. Onlarla kavga ederdik. Her şeyin bu kadar iç içe olmasını kabul etmiyorlardı. Benim için ise durum bambaşkaydı.”/BALKAN POSTASI